Gothic Tanrıça

9/6/2009 - Yüzüne Çok Yakıştırmışsın Dağınıklığı...

yüzüne çok yakıştırmışsın dağınıklığı

 

yanlış aşksa usta olsan da kullanamazsın 

                                            tükenir, yangınlaşırsın

dağılmanı anlaşılır kılıyorum

                       başka karşılığı olmazdı, inan ol

bak yüzüne çok yakışmış dağınıklığın

                      savaştığının kanıtı, aşka inanmanın

                                                               yanlış da olsa 

inancından apansız yalnızlaşmak gibi kopmak zordur

                                            ama insana dairdir

kendini yeniden doğur dağınıklığından ve

                                       otur rakı soframın akına

bak gecenin köründe dayandığın bir kapı var

        dostluğa inancından değilse de dinleneceğinden 

yatışınca doğruyu yüreğin söyleyecek

                      dağınıklığı en güzel toparlayan yerin

unutulmayacak kadar güçlüsün

              yenilecek ve kalkacak ve düşecek kadar hazır

kendinle kendini tanımanın arasında

                koca bir iklim var imkanlı

                                               kendinde boy atacağın  

inan bana denenmemiş çok değer var daha

                                  duygusunu bile tatmadığımız

niye yabancı kalalım hayata

     kaçınılmaz bir umuttur seni ayakta tutan

          beni türkülere vurduran, yeniden acılarda doğuran

varıp üstüne kanatma acılarını, bırak kabuklansın

                      denenmemiş bir anlam yükleme boşuna

herkes isterse biraz acıdır, biraz kaçış acıdan

             çırpınıp duruyorsun sınırlarında kendinin

bense hayata salıyorum aç köpek gibi ellerimi

                                        yılıyor ellerimin canlılığından

umut bir ara uğrak

               yok olmaya direndiğimiz bir sömürge toprak

yalnızlığı imkanlarsak bir karşı koyma biçimi yaratırız

                     içine düşmeden aşılmaz yenilgi çünkü

isyan en güzel vuruşmadır

                                 yoksa yalnızlık yiyecek gücümüzü

            biraz daha kalırsak yenilgide dilimiz değişecek

hadi kendini yeniden doğur dağınık ellerinden

          isyan en çok ellere yaraşır

                 avuçlarda yumruklaşır!

 

tunay bozyiğit

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/5/2009 - Ruhların Bütünleşme Zamanı..

İçimi titreten melodiler gibiydin..

Kuşandım zırhımı ,elimde yüreğim..

Dönmeyecek bir gençliğin gözyaşlarını  akıtır beden..

Ruhumun en kuytularında yine birikti kanlar…

Akamıyor özgürce,akıtmıyorlar…

Eriticek bir ruh ararken kayboldu benliğim yine..

Düşlerimi bölüştüm ,şimdi külleri savruluyor..

Melodiler kaybediyor ritmini…

Aynı ruhların acısıyla ,geceyi sömürürken…

Gece sömürülmekle kalmayacak,

Soyunacak mahremiyetimize ve..

Eğilecek tüm güzelliğini emrimize vericek..

Tenime düşen damlalar ,eriticek ruhumu..

Akarken kanım ,kırmızısı yakıcı olacak…

Düşmeden kuruyacak tenimde …

İflah olur mu?  siyahın mateminde nefesi zorlarken…

Ümitlerim gözlerimde dondu…

Gidişlerim uzağa düştü yine..

Vakit yol ayrımında….

GothicTanrica

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/5/2009 - İnsan Kendini İnsanda Tanır!

Kategori: HayataDair


İnsan Kendini İnsanda Tanır!

Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Neyi özlediğini, kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, bir ***** gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

Ay´ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor. Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığını, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.

Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum. Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum. Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum. Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını; bir gölün kenarında durup gümüş ay´a ´EVET!´ diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.

Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum. Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum.

Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.

Oriah Mountain Dreamer

(Kanada´lı bir Kızılderili)




Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/3/2009 - Tavanarası Hayatlar..

Müstakil evlerin olduğu bir bölgeye düşerse yolunuz, çatılardaki delikler çeksin ilginizi. Tavanarası delikleri.

Tıpkı bedenlerimizi korumak, barınmak amacıyla inşa ettiğimiz evler gibi, ruhlarımızın da evleri vardır. Kimisi zindan olur ruhlarımıza, kimisi cennet.

Kimimiz ruhlarımızı o evlerin tavanaralarına hapsederiz. Güneşten, hayattan uzakta, karanlıklar, acılar içinde kıvranır durur zavallı ruhumuz.

Tavanaralarının esas kullanım amacı, fazlalık, ıvır zıvır olarak değerlendirdiğimiz eşyaları koymaktır. Tüm fazlalıkları, görmeye tahammül edemediğimiz eşyaları oraya tıkarız. Onları orda ne biz görürüz ne de başkaları.

Ruhlarımız için inşa ettiğimiz evlerin tavanaraları ise, fazlalık düşünceler, acılar, kötü anılarla doludur. Yüzleşmek istemediğimiz geçmişimizi, hatırlamaya tahammül edemediğimiz kötü anıları tıkarız oraya. Onlar ayak altında olmayınca da, huzurlu, mutlu, daha da önemlisi özgür olduğumuzu sanırız.

Peki ya özgürlük sandığımız şey bizim tutsaklığımızsa?

Gerçek özgürlük , bizi tutsak eden şey her neyse onu farkedip, yüzleşip, onu affetmekten, serbest bırakmaktan geçiyor.

Kin güderek, öc alacağımız anı bekleyerek, hiçbir düşünceden özgürleşemeyiz.

Ne demişler: 'Unut ve affet! Ekşi üzümden iyi şarap olmaz.'

Kin, öfke, kıskançlık gibi duygulara esir olduğumuz an, gerçek tutsaklığın içindeyiz demektir. Tavanaralarında, güneşten uzak, kapkaranlık bir hayat sürüyoruz demektir.

Karanlık hep oyun oynar insana. Minik problemler, acılar, üzüntüler gözünde büyür insanın; çünkü bunların aslı değil, gölgesi görünür karanlıkta.

Tavanarası hayatlar yaşamak zorunda değiliz!

Tek bir hamle! Güneşe doğru tek bir hamle yeter bize.

Kafamızı dışarıya uzatıp baktığımızda, dışarda bambaşka bir hayatın bizi beklediğini göreceğiz. Bu evrende yalnız olmadığımızı farkedeceğiz. Diğer insanların da problemlerinin olduğuna ama onların bu problemlerin üstesinden geldiğine, güneşe güvendiklerine tanık olacağız. Yaralı bir kuşun, yırtıcı hayvanlar tarafından yenme ihtimali olmasına rağmen, bir elin ona yuva olduğuna tanık olacağız. Hayatın olasılık hesaplarıyla yaşanamayacağını kavrayacağız.

Biz, tavanaralarında abartı hüzünler yaşamayı seçerken esas acıyı çeken insanların hayata tutunmak için verdiği mücadeleyi görüp utanacağız.. Gördüklerimiz karşısında bir yandan şaşırırken, bir yandan da evrene şükretmeyi öğreneceğiz.

Çatlamış, kırılmış bir vazo düzelmez. Yapıştırsak da eskisi gibi olmaz belki. Biz toprak gibi olmalıyız.

İstediğimizi elde edemediğimiz için, hayatın bize karşı adil olmadığını düşünüp incinebiliriz. Susuz kalmış toprağın çatlak halini andırabilir kalbimiz. İşte bu aşamada toprak gibi, bir damla su birleştirsin incinen kalbinin parçalarını.

Bazı durumlar karşısında, çaresiz olduğunu düşünüyorsan, nefes aldığını hatırla. Nefes alabildiğine göre istediğin gibi yaşama, istediğini elde etme hakkına sahipsin. Yeter ki yürekten iste.

Saydığım tüm bu duygular dışarıda var. Tavanaralarına saklanarak birşey kazanamayız.

Yüreğini eski, rutubetli,karanlık yerlere sokma.

Tutsak yüreğin için reçeten : Biraz nefes, biraz güneş, aşırı dozda gülmek.
 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/11/2008 - Karanlık...



KARANLIK...

Zifiri karanlıklardayım;
Kayıp yıldızlar kentinde…

İçimde bir orman kuytusu sessizliği…
Öksüzlüğüm müebbet…
Üstüme gelmekte devasa çınarlar,
Ruhum infilak etmek üzere…
Pimi çekilmiş bir bomba aceleciliği,
Hüküm sürmekte tenimde…
Hoşlanmıyorum bu katran karası yalnızlıktan…
Ürküyorum…


Nefesimle çıkan sıcaklık,
Puslu bir buğuyla karışıyor geceme,
İpoteklendi güneşim,
Titremekte çocukluğumun elleri,
Örtün üstüme gün ışığını…
Üşüyorum….


Bir ses tırmalamakta beynimi…
Uğursuz bir senfoni başlıyor kulaklarımda…
Nedir bu uğultu tanrım?
Yoksa,
Yoksa ölümün ayak seslerini mi duymaktayım?
Ürperiyorum…


Efsunlu bir gizin labirenti olmalı bu…
Yolum çıkmaz sokak,
Yönüm geçit vermez…
Karanlığım aydınlıklar efendisi…
Korkuyorum…


Dört bir yana saçıldı
Bilyeleri çocukluğumun…
Haydi sil gözyaşlarını masumluğum,
Döktüğün damlalarda boğulmaktan yoruldum…
Anlamıyor musun?
Leke sürülmüş aklığına,
Kıyamıyorum…


Umut!
Düş geceme ay ışığı ile sızarak…
Bak uzattım elimi…
Haydi tut çocukluğumun saçlarından,
Sürükle aydınlığına…
Yalvarıyorum…

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Yaşamın Şimdi Anlamı Olması Ne Garip ....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • HayataDair
  • Sectigim_Yazilar
  • Arkadaşlarım

    gramostolarosea
    miqropum
    tuyasu
    kutsanmisAcilar
    esranindunyasi
    divided
    Dejavu
    ssergeant