Gothic Tanrıça

17/11/2009 - One Last Goodbye

Anathema

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/10/2009 - Öyle Karşılaki...

Kategori: HayataDair


Önce yanlizlik.... 
Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti.
Asil eksiklik,careyi baskasinda aramakti.
Hayatin matematigi farkli; iki yarimi toplayinca bir etmiyor.
Ýnsan tek basina mutsuzsa, baska biriyle de mutlu olamiyor.
Önce yalnizdik.
9 ay boyunca karanlik bir yerde disari cikmayi bekledik ve dunyaya aglayarak geldik.
Pisman gibiydik. Ya da mecburen gelmis gibi.
Biraz buyudukten sonra, kendimizi bildigimiz anda, icimizi kemiren,kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
Korktuk. 'Bunun sebebi ne? ' diye sorduk kendimize. Cevabi yapistirdik:

''Demek ki sahip olmadigimiz bir seyler var. O yuzden eksiklik hissediyoruz.' '
Peki, neye sahip olmamiz gerekiyor? cocukken,'yasimiz kucuk' diye dusunduk.
Her istedigimizi yapamiyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Buyuyunce her sey yoluna girecek.

Buyudukce bir sey degismedi. Yine huzursuzduk.
icimizden bir ses ayni sozcukleri fisildiyordu: 'Bir eksik var.'
Kafamiz karisti. Nasil kurtulacagiz bu igrenc duygudan? Nasil gececek bu?

Aklimiza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince gececek.
Ise girince gececek. Para kazaninca gececek.
Tatile gidince gececek.Okulu bitirdik. Diploma aldik. ise girdik.
Kartvizit aldik.Calistik.Para kazandik. Tasindik. Araba aldik.Calistik.
Eve yeni esyalar aldik.
Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti degistirdik.
Daha cok calistik. Daha cok para kazandik.Calistik.Calistik.

Gecmedi. 'Bir yerde bir eksik var' hissi, hala orada duruyordu.Bu sefer de 'Sevgilimiz olunca gececek' dedik.
 'Yalnizligimiz sona erince bu illetten kurtulacagiz.' Beklemeye basladik.
Derken, biri cikti karsimiza asik olduk. Ve aninda baska biri olduk.
Daha guclu, daha guzel, daha akilli biri.
Hesap cuzdanlari, kartvizitler,hatta ilaclar bile boyle hissetmemizi saglamamisti.

Sevgilimizin gozlerinde, daha once bize verilmemis kadar buyuk sevgi ve hayranlik gorduk. Sevgilimizin gozlerinde Tanri'yi gorduk.

Isigi gorduk.
'Tunelin ucundaki isik bu olmali' diye dusunduk 'kurtulduk.'

Sonra bir gun, daha dun bize deli gibi asik olan insan cekip gidiverdi.
 Ya da artik eskisi gibi sevmedigini soyledi. Ya da baska birine asik oldugunu soyledi.
 Ya da daha kotusu, baska birine asik oldu ama soylemedi.
Telefonu acmamasindan,elimizi tutmamasindan, sevismemesine bahane bulmak zorunda kalmamak icin biz uyuduktan sonra yataga gelmesinden anladik, bir terslik oldugunu.
Belki de sevmekten vazgecen veya terk eden sevgilimiz degildi, bizdik.
Fark etmez.
Sonucta ask bitti.Simdi her yer bombos. Simdi tekrar yalniziz.
Basladigimiz yere donduk.
Yillarca ugrastik, eksigin ne oldugunu bulamadik.
Halbuki her seyi denedik, her yere baktik.oyle mi?
Bakmadigimiz bir yer kaldi.
Icimize bakmadik...!
Eksik parcayi disarda aradik ama icimizde sakli olabilecegini akil etmedik.

Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye ugrastik ama kendimizi sevmedik.

Sasiracak bir sey yok, tabi ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar kosturur muyduk?

Canimiz yanmasin diye duvarlarin ardina saklanir miydik?

Kendimizi bos sanip doldurmaya ugrasir miydik?

Terk edilmekten korkar miydik?

Asil eksiklik, eksik oldugumuzu dusunmekti. Asil eksiklik, careyi baskasinda aramakti. Hayatin matematigi farkli; iki yarimi Toplayinca bir etmiyor.
Insan tek basina mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamiyor.

'Herkes beni sevsin' diye ugrasinca kimse gercekten sevmiyor,herkes sevgisine sart koyuyor, sinir koyuyor.

 Oysa 'kendime duydugum sevgi bana yeter' diye dusununce...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/10/2009 - Patalojik Ruh'uma..


Patalojik Ruh'uma..

 

Yaşamına kattığın yada senin yaşamından eksilttiren...

Öteki yüzünde yaşadığın gecelerce içsessizliklerin.

Aklıma yeşişemiyor elimden dökülen cümlelerim..

Kattıklarım da silikleşiyor..

Kıymetsiz düşlerimin düşündeki düşler..

Eksiltti ömrümüzden virane yapılaşmalar..

Sesindeki çığlıklar da sessizleşti..

Sen dahil duyan kimsesiz duygular..

Çocukluğunun peşinden koşmaktan yorgun.

Geçmişin bugune taşıdığı silik anlar..

Döküntülerimizi mi topluyor dersiniz hayat?

Aksine döküklerimi biriktiriyor?

Karanlıklardaki masum kesesinde..

Ölmekte olan hücrelerimin tanısını kim koyacak ?

Olağan dışı dokularım,ruhum'a sıçradı..

Derinlere indikçe,aydınlık silikleşiyor..

Usulca gökyüzüne estiriyorum artık..

Elimden kayıp giden beyaz balon'umu..

GothicTanrica

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/9/2009 - Mutsuzluk Tehlikelidir...

Kategori: HayataDair


Mutsuzluk tehlikelidir

Tehlikelidir mutsuzluk.
İnsanı şaşırtır.
Telaşlandırır.
Öç duygusuna sürükler.
Yalnızlık korkularıyla yakar.
Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.
Yabancılara muhtaç eder.
Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.
Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.
Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

"Birçok insan" diyor Dostoyevski, "mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur."

Şaşırtıcı hatta kızdırıcı bir cümle bu.

Ama düşündürücü de.

Düşündükçe de bu büyük yazarın haklı olabileceğini hissediyorsunuz.

Ben, kendini mutsuz sanan çok insan gördüm.

Mutluluklarıyla kendileri arasındaki en büyük engel kafalarındaki "mutluluk" tarifiydi.

Çocukken seyrettikleri bir filmden, okudukları bir kitaptan, büyüklerinin anlattığı bir hikayeden insanların aklına bir "mutluluk resmi" yerleşiyor ve bu resme benzemeyen hiçbir görüntünün mutluluk olabileceğine daha sonra inanmıyordu.

Ellerinde tek bir mutluluk kalıbıyla dolaşıyorlar, bir başkasının kendine dar gelen ayakkabısını giymeye çalışır gibi kendi mutluluklarını bu kalıbın içine sokmaya uğraşıyorlardı.

Eğer mutlulukları o kalıba sığmazsa mutsuz olduklarını düşünüyorlardı.

Başka bir biçimde de mutlu olunabileceği ihtimali onlara inandırıcı gelmiyordu.

Akıllarındaki mutluluk tarifine uymadığı için sahip oldukları mutluluğu değiştirmeye uğraşıyorlar...

Ve mutsuz oluyorlardı.

O insanlar, bir zamanlar aslında mutlu olduklarını ancak mutluluklarını kaybettiklerinde anlayabiliyorlardı.

Bunlar, insanlık aleminin içindeki en büyük duygusal nehirlerden biri olan mutsuzluğun içine diğer talihsizlerle birlikte akıyorlardı.

Orada gerçek mutsuzlarla, terk edilmişlerle, sevilmemişlerle, sevdiğini yitirmişlerle, hayallerine ulaşamamışlarla buluşuyorlardı.

Birbirinden çok değişik maceralardan, hayatlardan, kırgınlıklardan bu nehre akmış insanlar, burada zamanla birbirilerine benziyorlardı.

Onları bakışlarından, seslerinden, bazen başkalarını çok şaşırtan bir cüretkarlığa dönüşen telaşlarından tanıyordunuz.

Hemen hemen hepsi de ümitlerinin çoğunu kaybetmişlerdi.

Ellerinde kalan çok küçük bir ümit kırıntısıydı.

Mutsuzluğu onlar için çok tehlikeli kılan da ellerindeki bu küçücük umut parçasıydı.

Bu umuda yapıştırılmış öfkeli bir intikam isteği de bulunuyordu dağarcıklarında.

O çok ünlü "Mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" cümlesiyle başlayan kitabının girişine Tolstoy'un önsöz yerine yazdığı tek satırlık alıntı, birçok mutsuzun duygusunu da dile getiriyordu:

"İçim nefretle dolu, öcümü alacağım."

Geçmişe ve geçmişte kalan birilerine karşı nefretle ve intikam isteğiyle dolu oluyordu mutsuzların çoğu.

Geçmişten öç almak istiyorlardı.

Geleceğe dair ise çok küçük bir umutları vardı.

Gelecekle ilgili ümit, içinde geçmişten öç alma isteğini de barındırıyordu.

O minicik ümidin titrek ışığını her yerde, her insanda arıyorlar, bunu bulduklarını düşündüklerinde ise hiçbir mutlu insanda görünmeyen telaş dolu bir çabayla ileri doğru atılıyorlardı.

Bu mutluluk ümidini gerçekleştirebilmek ve geçmişle hesaplaşabilmek için her yöne, her insana doğru neredeyse hiç düşünmeden kendilerini fırlatıyorlardı.

İnsanlar daha sonra pişman oldukları birçok şeyi böyle bir ruh halinde yapıyorlardı.

İçine düştüğü uğultulu sularla bir felakete doğru sürüklendiğinden korkan insanların kurtulmak için neler yapabileceğini daha önceden tahmin etmek bile mümkün olamıyordu.

Özellikle mutsuzluk nehrine yeni düşenler, timsahlarla dolu bir sudan geçmeye çalışan karacalar gibi kurtulmak için canhıraş bir şekilde çırpınıyorlardı.

Neredeyse bir tür kişilik değişiminden geçildiği bir dönemdi bu.

Mutsuzluk, vahşi bir biçer döver gibi insanın ruhunu parçalıyordu.

Bütün güvenini yok ediyordu.

Mutsuz insanlar, hep bir uçuruma düşüyormuş duygusuyla her karşılaştıkları yeni insana, içine girdikleri her yeni çevreye "Acaba tutunabileceğim dal burada mı" diye bakıyorlardı.

İnsanlar hayatlarındaki en şaşırtıcı ilişkileri de bu mutsuzluk krizinde yaşıyorlardı.

Hayatın bir daha asla "güzel" olmayabileceği endişesi ruhlarını öylesine kuvvetli bir biçimde sarıyordu ki yeniden "mutlu" insanların arasına dönebilmek, bu korkulardan, yalnızlıklardan, güvensizliklerden, acılardan sıyrılabilmek için her ihtimali, en anlamsızlarını bile deniyorlardı.

Hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken derin bir yalnızlıkla, yeniden hayatla barışabileceğini söyleyen minicik umut arasında sanki başdöndürücü bir tahtıravallide iner çıkar gibi sürekli bir dalgalanma yaşayan mutsuz insanların, tek başlarınayken kederli bir yorgunlukla bir kenara oturup, başkalarıyla karşılaştıklarında irkiltici bir enerjiyle ayaklanmaları, bu yıpratıcı değişimleri sürekli yaşamaları bütün ruhsal dengelerini de altüst ediyordu.

Sükuneti unutuyorlardı.

Hep çırpınıyorlardı.

Onları yeniden mutlu edecek birini bulabilmek, geçmişten öç alabilmek, kendilerine olan güvenlerini tazeleyebilmek için, aklını ıssız dağlarda kaybetmiş şanssız bir altın arayıcısı gibi her yeri kazmaya çalışıyorlardı.

Gülünç olmaya bile aldırmıyorlardı.

Bazen, ruhlarını kaplayan kasırga aniden duruverdiğinde, bir anlığına, "ben ne yapıyorum" diye kendilerine soruyorlardı ama bu sadece bir andı, kasırga biraz sonra yeniden başlayıp onların kendilerine dönük gözlerini karartıyordu.

Yeniden kör oluyorlardı.

O mutsuzluk nehrine bir kere düşmeyegörsün insan...

Oraya düşmenin kolay ama çıkmanın çok zor olduğunu ancak o zaman anlar.

Cömert bir dilenci gibi yaşar ondan sonra, biraz umut dilenir ve karşılığında her şeyi vermeye razı olur.

Verdikleri gözükmez, herkesin aklında dilenişi kalır.

O umudu bulduklarını, aradıkları insanla karşılaştıklarını sandıkları anda hissettikleri kurtuluşu ve mutluluğu, hiçbir mutlu insan kavrayamaz.

Ama mutsuzlar yanıldıklarını çabuk anlarlar.
Daha derin bir acıyla düşerler mutsuzluklarının içine.
Öç istekleri daha da artar.
Öyle zamanlar olur ki bütün insanları yabancı ve düşman görürler.
Sonra o yabancılara sığınmaya çalışırlar.
Çok mutsuz insan gördüm.
Seslerini tanırım onların, bakışlarını tanırım.
Abartılı neşelerini tanırım.
En neşeli konuşmanın bir yerinde kararıveren yüzlerini tanırım.
Hikayelerini dinlerim.

Çoğu Dostoyevski'nin sözlerini hatırlatır.

Mutlu olduklarını bilmedikleri için mutsuz olduklarını sanmış, sahte bir mutsuzluktan kurtulmaya çalışırken gerçek bir mutsuzluğa düşmüşlerdir.

Kahkahalarla dolu bir geceden sonra onları izlerseniz hızla başlayan adımlarının gitgide yavaşladığını, her yavaşlayan adımla bir başkasına dönüştüklerini, omuzlarının çöktüğünü, ruhlarında taşıdıkları yorgunluklarının onları esir aldığını görürsünüz.

O anda karşılarına çıkıveren biri onları en çılgın şeyleri yapmaya ikna edebilir.

Aniden evlenebilirler.

Ertesi sabah dudaklarında bir plastik tadıyla uyanmak üzere hiç sevmedikleri hatta hoşlanmadıkları biriyle sevişebilirler.

Varlığıyla kendilerini utandıracak birileriyle kalabalıkların önüne çıkarak poz verebilirler.

Tehlikelidir mutsuzluk.
İnsanı şaşırtır.
Telaşlandırır.
Öç duygusuna sürükler.
Yalnızlık korkularıyla yakar.
Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.
Yabancılara muhtaç eder.
Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.
Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.
Bilirim o suları, oralarda yıkandım.
O sularda ıslananları onun için hemen tanırım.
Her mutsuzla karşılaştığımda aynı sözleri söylemek isterim.
"Sakin ol, sükunet kurtaracak seni."
Her seferinde de sakin olamayacağını bilirim.
Mutsuzluk telaşlandırır çünkü insanı.

Telaşıyla tehlikelidir zaten, elindeki o küçük ümidi de kaybetmemek için çırpınmasıyla tehlikelidir mutsuzluk.

Pişmanlıklarımızı telaş yaratır çünkü, telaşımızla utanılacak hareketler yaparız, bazen önümüzde kaderin açtığı geniş yollarda mutsuzken tökezlememiz telaşımızdandır.

Gördüğümüz her insana, boğulmakta olan bir insanın kurtulma hırsıyla sarılır ve onları korkuturuz, biz onları kendimize doğru çekmeye uğraştıkça onlar bizim korkularımızı çoğaltarak kaçarlar.

Yalnızlıktan korktukları için yalnızlaşır mutsuzlar.
Ve yalnızlaştıkça yalnızlıktan daha çok korkarlar.
Mutluluk topraklarına açılan o "sükunet kapısından" geçmeyi bir türlü beceremezler.

Sonra bir gün, o küçücük ümitlerini de kaybedip artık yokluğa yaklaştıklarını sandıklarında aniden o sükunet kapısı açılıverir önlerinde.

Ümitleri yoktur artık ama mutluluk şansı onlara sezdirmeden belirivermiştir.
Ümitsizce dururken bulurlar mutluluğu.
Kimse sonsuza dek o mutsuzluk nehrinde sürüklenmez çünkü...
Bir gün herkes kurtulur.


Ahmet Altan
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/9/2009 - Aşkın Işık Hali..

Kategori: HayataDair


Kaç aşk ve kaç aci sevinç içinde anılır

Kaç yokluk bir sarılış hayali içinde dinebilir

Ki sarıldığım sadece o tatlı gecelerden kalan emanetlerdir

Sevdiğini bildiğim şarkılar dinliyorum durmadan

Yüreğin titrerse eğer bir nota akışında

Anla ki o şarkı sana yazılan sevdamdır

Her şairin dilindeki şiir

Her bestekarın avuçlarındaki nota denizi sanadır

Ne varsa aşka dair benden sana yazılır

Benden sana söylenir

Seni her anış ruhumuzun ve tenimizin yangınıdır

Sen yatağısın dokunuşlarımın

Ve yastığısın öpüşlerimin

Gecenin konukluğu sanadır

Ve ayışığının aydınlatma sevinci sana dairdir

Ve ne varsa gök kubbesinde

Ve karanlıkta ve aydınlıkta ne varsa bulduğum

 Hepsi senin anlamına dairdir

 

Çinin bilinmezliklerinden ipek yoluna

Her yük kervanında

Ve her baharat tanesinde

İpeğin yürek çelen yumuşaklığındasın

Seni taşır herkes sonsuz kervanla

Ve hepsinin yolculuğu banadır

Ya gözlerinden bir ışık düşmüştür

Kumaşa ilmik olmuştur

Ya sesinden bir hece yankılanmıştır

Yemeğime tuz olacaktir

Ya da uykundan bir rüya yayılmıştır rüzgara

Çayıma şeker olacaktir

Özlüyorum evet seni

Düpedüz yangınlar içinde

Ve bu yüzden ayrılık şiirleri okuyorum durmadan

Hüzne dair ne varsa topluyorum etrafıma

Bir yerden kulağına çalınırsa eğer bir sevdalı fısıltı

Yanık bir kemanın yayında

O çağıldıyan benim sesim

Seni söylüyorum hüzünkar bir coşkuda

Çünkü ayrılığın da coşkundur sevgili

Ayrılığın da tutkudur bana

 

Eski mısırdan çıkıp bugüne yayılan tarihtesin

Ben dikmedim ki piramitleri

Saklamadım mi sevdamızın gizini içlerine

Kaç yeraltı şehri inşa ettim de

Eleleğimize göz değmesin diye

Sığınmadık mı kimsesizliğe

Ve sonra firavunların zulmünden dolayı

Sadece senin bir gözyaşın döküldü diye

Ayak topuğuna küçücük bir diken battı diye

Musanın sopasından kızıl kan akmadı mı

Nilin yüzeyine yansıyan ışık üstüne

Nilin ışığının kutsallığına ibadet etmedi mi gökler

İşte bendim o

Aşkın ışığına kosan pervane gibi yani

Başı tenine secdeye gelen

Islanmadım mı teninden ruhuna coşan akışınla

Kaç sevda gecesinde

Kaç alem yarattık biz sevişmelerin koynunda

 

Çöl sıcağında bir damla su neyse

Öyledir canım kirpiğinin değmesi tenime

Hiç bir yokluk ve sensizlik yok etmedi seni

Yüreğimde yaşıyor sevdan

Kocaman bir huzur ormanı gibi

Bak gölgenin altındaki yanan güneşe

Seni gör istersen her yansımada

Gölgenin ne hükmü kalır artık

Ağacın ve ormanın

Seni anışlarda yanan bu ruhum

Böylesine uçuşmuşken enginlere

 

Şimdi hangi okyanus sığar beni

Hangi pınar doyurabilir sussuzluğumu

Açlığım güzelliginden başlar haykırışa

Açlığım senin ruhundaki mana kadar büyük

Öyleyse bir sen dindirebilirsin özlemlerimi

Yokluğundan sonra benimki yokluktan daha çok

Ben anlamsızlığın pençesindeyim

Hiçim yani.. çünkü cehennemlerdeyim....

Gassan SATAR

Kaç aşk ve kaç aci sevinç içinde anılır

Kaç yokluk bir sarılış hayali içinde dinebilir

Ki sarıldığım sadece o tatlı gecelerden kalan emanetlerdir

Sevdiğini bildiğim şarkılar dinliyorum durmadan

Yüreğin titrerse eğer bir nota akışında

Anla ki o şarkı sana yazılan sevdamdır

Her şairin dilindeki şiir

Her bestekarın avuçlarındaki nota denizi sanadır

Ne varsa aşka dair benden sana yazılır

Benden sana söylenir

Seni her anış ruhumuzun ve tenimizin yangınıdır

Sen yatağısın dokunuşlarımın

Ve yastığısın öpüşlerimin

Gecenin konukluğu sanadır

Ve ayışığının aydınlatma sevinci sana dairdir

Ve ne varsa gök kubbesinde

Ve karanlıkta ve aydınlıkta ne varsa bulduğum

 Hepsi senin anlamına dairdir

 

Çinin bilinmezliklerinden ipek yoluna

Her yük kervanında

Ve her baharat tanesinde

İpeğin yürek çelen yumuşaklığındasın

Seni taşır herkes sonsuz kervanla

Ve hepsinin yolculuğu banadır

Ya gözlerinden bir ışık düşmüştür

Kumaşa ilmik olmuştur

Ya sesinden bir hece yankılanmıştır

Yemeğime tuz olacaktir

Ya da uykundan bir rüya yayılmıştır rüzgara

Çayıma şeker olacaktir

Özlüyorum evet seni

Düpedüz yangınlar içinde

Ve bu yüzden ayrılık şiirleri okuyorum durmadan

Hüzne dair ne varsa topluyorum etrafıma

Bir yerden kulağına çalınırsa eğer bir sevdalı fısıltı

Yanık bir kemanın yayında

O çağıldıyan benim sesim

Seni söylüyorum hüzünkar bir coşkuda

Çünkü ayrılığın da coşkundur sevgili

Ayrılığın da tutkudur bana

 

Eski mısırdan çıkıp bugüne yayılan tarihtesin

Ben dikmedim ki piramitleri

Saklamadım mi sevdamızın gizini içlerine

Kaç yeraltı şehri inşa ettim de

Eleleğimize göz değmesin diye

Sığınmadık mı kimsesizliğe

Ve sonra firavunların zulmünden dolayı

Sadece senin bir gözyaşın döküldü diye

Ayak topuğuna küçücük bir diken battı diye

Musanın sopasından kızıl kan akmadı mı

Nilin yüzeyine yansıyan ışık üstüne

Nilin ışığının kutsallığına ibadet etmedi mi gökler

İşte bendim o

Aşkın ışığına kosan pervane gibi yani

Başı tenine secdeye gelen

Islanmadım mı teninden ruhuna coşan akışınla

Kaç sevda gecesinde

Kaç alem yarattık biz sevişmelerin koynunda

 

Çöl sıcağında bir damla su neyse

Öyledir canım kirpiğinin değmesi tenime

Hiç bir yokluk ve sensizlik yok etmedi seni

Yüreğimde yaşıyor sevdan

Kocaman bir huzur ormanı gibi

Bak gölgenin altındaki yanan güneşe

Seni gör istersen her yansımada

Gölgenin ne hükmü kalır artık

Ağacın ve ormanın

Seni anışlarda yanan bu ruhum

Böylesine uçuşmuşken enginlere

 

Şimdi hangi okyanus sığar beni

Hangi pınar doyurabilir sussuzluğumu

Açlığım güzelliginden başlar haykırışa

Açlığım senin ruhundaki mana kadar büyük

Öyleyse bir sen dindirebilirsin özlemlerimi

Yokluğundan sonra benimki yokluktan daha çok

Ben anlamsızlığın pençesindeyim

Hiçim yani.. çünkü cehennemlerdeyim....

Gassan SATAR

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

siir

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

• gramostolarosea
• Blogcu Yardım
• miqropum
• tuyasu
• kutsanmisacilar
• esranindunyasi
• divided
• ssergeant
• lostmermaid
• salaswear
• tmlkaan