16/8/2009 - Yaşamın Üzerine Sayıklamalar...

Yasami anlamaya calismadan, yasam icinde var olmak icin saygi duyulacak kudretli bir savas veriyoruz. Elimizde olsa, olumsuzluk suyunu bulabilsek, tek bir an dusunmeden sonuna kadar icecegiz. Ne icin diye soracak olsak aslinda bunun bir cevabi yoktur. Genlerimize islenmis hayatta kalma icgudusune mahkum bir sekilde saldiririz, yasamda daha fazla kalabilmemizi saglayacak her mucevhere ve anlama. Varolmak, ama olabildigince daha cok varolmak ne icin istenir? Olsa olsa, yasamdan sonraki belirsizlikten korkuldugu ve bunu olabildigince ertelemek icindir. Sahip oldugu egonun yasamin yok olmasiyla yok olabilecegini dusunmek de buna yola acar. Farkinda miyiz bilmiyorum, ama bireysel olmayi kaybetmekten olesiye korkuyoruz. Olum dedigimiz sadece isin bahanesi. Hem olum dedigimiz nedir ki? Neye inandigimizla ilgilidir bu; olum kitlesel bir algilayis olmadigi, sadece bireysel bir algi oldugu icin olum anina iliskin dusuncelerimiz, olum anina degin inandigimiz, kabullendigimiz ve sartlandigimiz ogreti ve inanclarla ilgili olacaktir. Eger olum sonrasi kabir azabi ve sirat koprusu sinavina inaniyorsak, olum, bizim icin kabir azabi anlaminda olacaktir. Eger olum sonrasi bir hiclikse ve yasamin sadece bu dunya ile sinirli olduguna inaniyorsak, olum, bizim icin sadece bir yokolus anlamina gelecektir. Eger dunyasal yasamin sonrasinin, spiritual anlamda bizim icin ozumuze bir donus yolculugu olarak kafamiza kazinmissa, olum, bizim icin ( egomuzu, yani bireysel olani kaybetme korkusunu hic bir zaman kenara atmadan) yeni bir yasama adim atmak anlaminda olacaktir. Olumun nasil ve ne zaman olacagi, olume yukledigimiz bu anlamlarin hic birini degistiremez. Bu dusuncelerden hangisi olursa olsun, yasama olabildigince cok tutunma cabamiz sadece olumle ilgili dusundugumuz bu sonun icinde var ettigimiz dusunceleri ( belki korkulari ) daha fazla yasatma anlamina da gelir. Olumden sonra bir yasam oldugu gercegi, Tanriya dondurulecegimiz dusuncesine ragmen, yasam icinde sahip oldugumuzu birakmama duygusu nasil da yakamiza yapisir degil mi? Maddesel olana bagimliligimizin simgesi olan bu davranisin nasil da utanilmasi gerekli bir dusunce oldugunu da kendi icimizde buyutur dururuz. Ama rahatlayin; bu duygu insanin yasamasi en normal duygulardan biridir. Yasamda kalabilmek icin ilahi yaratilisin gececi olan bedenimizde tasidigimiz genlerimize ozenle yerlestirdigi bir bilgeliktir bu. Yasamda kalabilme bilgeligi de diyebiliriz buna. Yasam icinde guclu olmaya calismamizi gordukce, bu ugrasin bizi ne kadar yordugunu da farkedebiliyoruz degil mi ? Korkmayin bu duygu da aslinda yasamda kalabilme bilgeliginin uzantisidir. Yasam icin kendimizi degerli kilma savasinin bir sonucudur. Bunda utanilacak bir sey yok. Egoyu oldurmeye, sindirmeye calismanin hic bir yarari yok aslinda. Ego da bu yasamda kalabilme bilgeliginin onemli bir baska uzantisidir. Ama belki guclu olma ugruna baskalarini ezme tavrimizi gozden gecirebiliriz. En azindan, baskalarini ezme tavrimizin nedenini anlamak degerli olacaktir bu ugras icinde. Simdi yasamin icinde olabildigince daha cok kalabilme cabasini anlamaya devam edebiliriz artik. Inancli olan da, inancsiz olan da, sefahata dusmus olan da, cabalayip duran da aslinda ayni icgudunun emrindedir. Yasamda deneyimle ogrenme emrinin etkisidir bu. Daha cok sey ogrenme bilinci bizi yasam icinde daha fazla kalmaya zorlar aslinda. Icimizdeki eksiklik hissi hic mi bitmiyor? Aslinda ait olmadigimiz yerde, ait olmadigimiz dusunce ve eylemlerdeyiz demek ki. O zaman ait oldugumuz yere varip ordaki deneyimi elde etmek icin gereken zamani kazanmak lazimdir. Endiselenmeyin bu sizin egonuzun tutsagi oldugunuz anlamina gelmiyor; bu, yasamda kalabilme bilgeliginin baska bir uzantisidir. Butun caba varoldugunu hissetmek, ise yaradigini anlamayla paralel yurur bu bilgelikte. Varoldugunuzu ispat edemediginiz her an kizgin, her an nefret yuklu ve telasta olacaksiniz. Ustelik bunun icin kaygi duyacaksiniz. Bu kaygi sizi inanamayacaginiz kadar zalim yapacak. Kimin daha cok korktugunu anlamak mi istiyorsunuz? Kimin daha cok kendini degersiz hissettigini mi anlamak istiyorsunuz? O zaman en zalime bakmakla baslayin ise. Insanlardan en cok nefret edenlere yuruyun sonra. Sonra en kizgin olana varin. Hic sasmaz bir siralamadir bu. Varoldugunu hisseden ve bilen icin caba biter. Nefret ve kizginlik diner. Zulum duygusu yok olur. Cunku o varolandir. O yuzden zalimden nefret etmek yerine belki ona aciyin. Hatta yol gostermeye calisin. Size dinlemeyecek ve degersiz hissedislerini yuzune vurdugunuz icin sizden daha da cok nefret edecek daha saldirgan olacaktir belki de. Siz yine de ondan nefret edip, suclamayin. Cunku zulmunun ve kizginliginin sebebini biliyorsunuz artik. Kendinize bakin aynada. Yuzunuzun cizgilerine degil ama, bakislarinizin derinlerine bakmaya calisin. Size kotuluk eden, size uzenler, sizin elinize gecse onlara ne yapmaya karar verdiginizi, ne hayaller kurdugunuzu, ne planlar kurdugunuzu hatirlamaya calisin. Ama kacmadan kendinizden, cesurca… iste o planlarin zalimligi kadardir, hayallerin fantezi yuklu kotulukleri kadardir sizin kendinizi degersiz hissedisleriniz. Bunu yapabilirseniz, mutlaka bu hissedislerin nerden kaynaklandigini bulacaksiniz. Topraklarini birakip gurbete giden bir insanin urkekligini dusunun. Oraya alisana, ordaki insanlarla iletisim kurup kendisini onlara kabul ettirene ve onlari kabul edene kadar gecen zaman suresince kendini ne kadar yabanci hissettigini gormeye calisin. Bu yabancilik hissinde aslinda degersizlik hissinin ne kadar ust katmanda oldugunu gormeye calisin. Sirf bu degersiz hissetme yuzunden, davranislarinizin bir cogundan emin olamadiginiz, guven duyamadiginiz icin ne kadar az eylem yaptiginizi, ne kadar az seye karistiginizi anlamaya bulmaya calisin. Sonra bir cahili dusunun. Cahil cesareti dedigimiz insanlarin davranislarina odaklanip, sizin davranislarinizla ne kadar degisiklik gosterdiginiz gormeye calisin. Evet bilgide cahil olabilirler. Ama inanmalisiniz ki onlar kendilerini degersiz hissetmiyorlar. Cunku onlar bu yasamin kendilerine bictigi rolun farkindalar, o rolun hakkini vermeye calisiyorlar. Yani aslinda onlar farkinda olmadan sizden daha farkindalikli yasiyorlar bu yasam icinde. Ama uzulmeyin; ogrendikce, bilgilendice onlar da korkmaya baslayacak. Cunku ogrendikce kiyas yapmayi ogrenecekler. Ve daha fazla bir sey olabilecekleri uzerine dusunmeye baslayacaklar. O dusundukleri daha fazla sey olamadiklari her an o degersizlik hissi onlari yakip kavuracak. Ustelik tipki sizin bunun farkinda olmamaniz gibi, onlar da farkinda olmayacaklar. Ve ellerine gecerse eger, en zalim onlar olacaklar. En cok nefret edebilen yine onlar olacaklar. Oysa onlarin ruhu ayni ruhtu, ne degismisti de boyle oldular. Akil ise girmisti. Cahil ne kadar az bilirse o kadar ruhunun emrindedir. Hissedislerinden daha fazla bir seyi olmayan bilgeliye daha yakindir belki de. Ogrendikce hissedislerini golgelemistir. Artik mantik devreye girmis ve kiyas yapmayi ogretmistir onlara. Ayni ruh icinde degisik iki insan. Iste size beseri zihnin mucizesi. Degerli olma cabasi degersiz hissetmeyi yaratacaktir ayni anda. Ve dunya uzerinde var olan butun kotuluk iceren eylem ve dusunceler hep bu degersiz hissetme olgusundan yola cikmistir. Hitler eger kendini degersiz hissetmeseydi, ve haksizliga ugradigini dusunmeseydi bu kadar zalim olmayacakti. Ari-saf irki yaratma cabasinin altinda, kendini icinde ifade edebilecegi degerli olma hissini yaratma ugrasi vardi sadece. Aslinda bunca katliamin nedeninin bu denli masum bir duygu oldugunu bilmek ne denli sok edicidir degil mi?.Ama, bu bile yasamda kalabilme bilgeliginin bir uzantisidir. Yasamin anlami, bunlarin hic biri ile cok ilgili degildir. O, yasamda kalabilme bilgeligine ne kadar eristiginizi, onu ne kadar anladiginizla ilgilidir sadece. Yasam onu anlamayla ancak yol alabilir ileriye dogru. Ve bunun icin yegane besin, varolan enerjilerin ( insan-bitki-hayvan-tas-yosun-su-bulut) farkindaligidir sadece. Olumden korkmak istiyorsaniz hala, bu sadece sizinle kendi alginizin arasindaki bir konudur. Yasam bu noktada kendini geri cekmekten hic bir zaman cekinmeyecektir. ... Gassan SATAR
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/10/2008 - Tanrım Beni Yavaşlat...

Tanrim beni yavaslat, Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir... Zamanin sonsuzlugunu göstererek bu telasli hizimi dengele... Günün karmasasi içinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin sükunetini ver. Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan akarsularin melodisiyle yika, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyilestirici gücünü duymama yardimci ol... Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ögret; bir çiçege bakmak için yavaslamayi, güzel bir köpek yada kediyi oksamak için durmayi, güzel bir kitaptan birkaç satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi ögret... Her gün bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat. Hatirlat ki, yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi arttirmaktan çok daha önemli seyler oldugunu bileyim... Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla. Bakip göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olmasi yavas ve iyi büyümesine baglidir... Beni yavaslat Tanrim ve köklerimi yasam topraginin kalici degerlerine dogru göndermeme yardim et. Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha saglikli olarak yükseleyim. Ve hepsinden önemlisi... Tanrim, Bana degistirebilecegim seyleri degistirmek için CESARET, Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek için SABIR, Ikisi arasindaki farki bilmek için AKIL ve Beni aşkın körlügünden ve yalanlarında koruyacak DOSTLAR ver...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/9/2008 - ‘’Gökyüzünde Asılı Çığlıklar’’

Akşamın seherinde uyanışlarımda açtım gözümü..
Kollarını ,kanat yapmış omuzlarında taşıyan.. Ürkek,masum,endişeli,heycanlı… Yüreğinde çözülmeyen tılsımların izinde emekliyor gibi.. Siyah perdenin arkasındaki çığlıkları gitmiyor kanatlarından.. Ruhunda açılmış delikler.. Değişimin bu kadarı fazla… Nereye uçtu ruhum ,gökyüzünde asılı mı kaldı? Uyanışlarımın en taze mevsiminde inme sakın.. Askıda kaldı, bir ünite kanım.. Yeni bir yol çizgisi ayrımında bedenim.. Ruhumuda sürüklüyor, ürperiyorum… Dalında kara bir yeşerme savaşındaydı… Ruhunda gördüm yaraları İnmem lazım derinine… Derinlerdeki hüznün ortaya cıkısını izlemek istiyorum.. Zaman istemiyorum hayır.. Bu yaraları kanatma artık… Yaşlanıyorsun ,hüznün çöküyor yüzüne.. Korku ruhunun zehiri olmus.. Akıtmalısın ki huzura kavussun .. İfadende kararsızsın,ürkeksin,masumsun,inançlısın.. Senin olmayana aşıksın .. Hayalinde çizdigin resimle avunmalar yaralar seni.. Yolun ortasında yönünü bulacaksın Dinle sesini farkındalıklarının bırakma peşini.. İzler seni götürecektir… Seni düşlüyordum gecenin karanlıgında… Bu enerjinin seni cekicegini biliyordum ,kararsızdım… Tanrı zamanını bekliyor sunmak icin hak ettiklerini.. Yüregin kadar yol alırsın ,yüregin kadar sevilirsin… Gerçekler acıtır daima, Her acının bir ögretisi mutlaka sunulacaktır… Gökler ağlayacak,ruhunu özgür bırakana dek.. Melekler gibi dokunacak hayatına, İçinden geçecek hissettirmeden,incitmeden… Dolduracak eksik yaşamlarımızı… Darknessworld
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/7/2008 - Masumiyet

Masumiyet kayboldu gözyaşlarımın içinde Masumiyet bir çığlıkta yankılandı kulaklarımda Varoluşun esintisi gözlerinde .. Gölgeni hissettim ruhuma dokun.. Gün ışıldadığında huzurun gözlerimde… Karanlıkta duyuyorum nefesini… Aklımın huzurunu kaybediyorum düşlerken seni … Tutsak sanki içimdeki kederim… Hüznüme yüzüme dokun… Çekiyorum hislerimi aydınlıktan... Benliğimdeki yosunları besledim… Kaymıyor düşlerim …. Sessiz irademi tüketiyorum … Ürpertici sesindeki dinginlik… Acıtan keyifli kanamalar, Kırmızı kokusundaki bu derinlik… Arızalı sızıntılar …
Darknessworld
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/9/2007 - Orospu Kırmızı...

doğrum yok benim. her yarım şey gibi. ne kederli, ne de mutlu. peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?"
"biraz daha uyu, biraz daha hayatta kal diye tutunduğum rüyalar beynimden yollara fışkırıyor!"
"bir nefes daha... geleceği gördüm. kayıp duruyordu avucumdan. belirsizliği, iğrençliğini örtmüyordu. kırmızı bir senfoni yazmak istedim, yalnız ışıkta duyulan. çünkü beni, sadece babamın aldığı pabuçlar sevindirdi, bayram kıyafetleri, annemin saçlarıma dokunması sevindirdi."
"ikimizin tanıştığı koltuğa oturdum. sesini silmeyi beceremedim. en iyisi aşktı... onu bulduğum yerde beni götürecek bir ayna aradım."
"herşey dönüyor ve kendi etrafındaki tüm masumiyeti yok ediyor. cehennemi sevmekten başka elimde insanca kalan ne var ki... cehennemi ruhu hala üşüyenler için istiyorum. kendi kötülüğümü istiyorum, son bir defa ara istiyorum."
"yine aramamışsın beni. biraz daha geç kal ki, bir şey daha bulayım... bir gerçek daha."
"hayatımdaki o işaret kayıp gidiyor gökten; gündüze karşıysa yapayalnızım. parlak bir hediye paketine sığdı kalbim."
"yanlış bu sözcükler, yanlış. çok ağladım, çok erkek oldum çok da kadın. kimseyle kendimle bile yaşayamazdım. hep yarım kaldım hep!"
"bana muhallebiciden tavuk göğsü alırsın. belki, bana bir adres bile satın alırsın, çok paran vardır senin. belki ameliyat ettirirsin; gitsin diye yüzümün diğer yarısı da. nerem varsa insan kalan... işe orası acıtıyor."
"başını derenin kenarına koy. atını yıldızlara bağla. dinle ama korkma, çünkü vitamin aldım, iyiyim. ama; ya bu soluk sonsa, ağlıyorum fren seslerinin ardından gelen hıza, kaderimin oyuncağı oldum, sokakta aşkı buluyorum diye ama şekerleri kaz
<******>******>
andım, övüncü oldum sessiz uzlaşmacıların, övüncü oldum tüm yaşayamamışların, bir kurbanın onurunu diktiler yakama."
"şimdi herşey hazır. bir tek eksiğim var kırmızı. bir türlü tamamlanamayan tamamlandıkça eksik kalan kırmızı..."
"pirinç işlemeli bir aynada kırıldı yüzümün diğer yarısı. herkes uyuyordu. yüzümün yarısı benim, yüzümün yarısıyla hep yarım öyküler anlatırım. peki sen, yarım dudaklı bir kadını öpmek ister misin?"
"bir dilenci gibi yalvarıyorum yine de yanıt vermiyor aynalar... dur bir nefes alayım... ve senin sevdiğin kadın olayım."
"yanlış bu sözcükler. yanlış bu dokunuşlar, yanlış bu anlaşılma isteği. bir sokaktan, kendiminkine nasıl geçmeliyim. sınırlarımı böyle yitirmişken..."
"inan bıktım bu sözcüklerden; karanlık, gece, çocukluğum, korku, yeni sevgilim. afrika, çilek tanrıçalar ve çalan telefon zillerinden bıktım. bir de kırmızı rujdan. kendi fotoğrafına gülümseyen, kendi içkisinde boğulan, kendi annesinin celladıyım. buyum işte, başka türlü nefes alamam. çocuk da doğuramam. hadi nefes al!"
"vücudumla bütün duvarları yıkmak isterdim, kamasındaki elmaslara vurgun bir bıçak gibi... tutunmama izin ver ya da öldür dedim."
"az öğrenmeliyim, az soru sormalı, hiç beklememeliydim. ama, bir sabah bunları yaptım. kazanılmış nefretlerin övüncü şimdi aynalara. ve bir de utanç."
"büyük kentlerin ortasında, bir işaret gibi bırakılan kirik aynaya dön. ve ona borçlu olduğun güzelliği sor. o , şimdi nerede... unuttuğumuz şarkinin içinde mi?.. köşe başlarında mi?.. biriktirdiğimiz yıldızlarda mi?.. niçin hepsi dört bacakli?..
ben o’ymuşum kahretsin. kim yaptı bunu? kaç yüzyıllık işkence bu?.. nerden bulaştım? bu büyü nereden sarıldı sırtımın ucuna? neresinden vurdular kırgın sessizliğimi?
<******>******>
.. ah o zor veda... boyun eğiyorum, bir de..."
"ağlama kalbim. ağlama. ben hep sokak orospularına, ****lere, travestilere.... aşık olacağım.. hep masumuz işte kalmadı gözyaşımız diye bağıracağım senin için akvaryumlar çalacağım. sen büyük evler gibi yıkıldığımda sanma ki acımı öptüğünü unutacağım. çünkü, ne mucize, hep güzel bir kadın olacağım. hayatim boyunca yağmura rastladım, hep yağmura... sana... pis yağmur, pis yağmur.
"bir ihanet daha yetim kalıyor."
demir kapı,yığılıp kalan ölümün ayağımda bıraktığı ve beni durduran kırmızı... bir türlü tamamlanamayan hikayesiyle, orospu kırmızı...
umay umay
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Kategoriler
HayataDairSectigim_Yazilar
Arkadaşlarım
• gramostolarosea • miqropum • tuyasu • kutsanmisAcilar • esranindunyasi • divided • salaswear • Dejavu • ssergeant
|